Lezzeti Sende

Bundan on yıl öncesine geri dönsem bir çok şeyi farklı yapmak isterdim, ama bugün on yıl sonra yapmış olmayı isteyeceğim şeyler için en doğru zaman.

Düşünceler duyguları, duygular davranışları ve nihayet davranışlar da sonuçları doğuruyor. Bunu unuttuğumuz her an ya duygular bölmesinde ya da düşünceler bölmesinde takılıp kalıyoruz. Çoğu zaman, sonuca varmaya yakınken vazgeçen insanlar görüyorum. Güçlerini yitirmiş, gözlerindeki fer sönmüş ve yok olmak üzere olan bir ışık gibi sönerlerken…

Hayattan zevk almak için bir çok yolu denediğinize eminim, ben de denedim. Daha fazla zevk için… Haz tutkunluğu… Zaten hazzın en önemli şey olduğu yanılsaması yemek anlayışımızı, sosyal hayatımızı, özel ilişkilerimizi tamamen bir tuzak-sığınak birlikteliğine dönüştürdü.

Zevk almaya, daha çok sevmeye çalışırken, yanlış bağlantılar sonucu kaybeden taraf olduk hep. Kişiliğin doğasındaki en önemli bug beğenilmek sanırım. Bu bir kusur aslında. Beğenilip, takdir edilmeye karşı duyduğunuz arzuyu sanırım hayatta uyuşturucu dışında başka bir şeye duyamazsınız. O kadar güçlü ve vazgeçilmez bir zayıflık.

Uygarlığın Huzursuzluğu’nda Freud

“…ve insanın yaşam amacının ne olduğunu, hayattan ne beklediğini ve neye ulaşmayı hedeflediğini soralım. Bunu yanıtlamak zor olmasa gerek. İnsan mutluluk peşinde, mutlu olmak ve öyle kalmak istiyor” diyor.

Mutluluk, haz, huzur adına her ne dersiniz deyin. Şimdi yazının başına dönecek olursak davranışları yaratacak olan düşünceleri ve adımları yaratmayı bir yemek yapmaya benzetebiliriz. Yemek yapmayı düşünün, bir çok malzemeyi bir araya getiriyorsunuz ve ortaya karın doyuran, lezzetli bir yemek çıkıyor. Fakat aynı malzemeleri yanlış sıra ve zamanlama ile kullanırsanız berbat bir yemeğe de dönüştürebilirsiniz. Belki karnınızı doyurabilirsiniz ancak lezzetli ve keyifli olmayacağı neredeyse kesin.

Şimdi bir de yemeği yaptıktan sonraki aşamaya bakalım. Önünüzde kocaman, güzel bir tabakta en sevdiğiniz yemek var. Üstelik bu yemeği siz yaptınız, emek ve zaman harcadınız. Nasıl yerseniz onu? Tüm tabağı ağzınıza sokmaya çalışmazsınız herhalde. Keyifle, muhtemelen yanında bir kadeh şarap ya da bira eşliğinde yemeyi seçersiniz. Bıçağınızla küçük küçük keserek, tadını çıkara çıkara yersiniz. Tadını iyice aldığınızdan emin olursunuz. Büyük bir keyif aldığınızı fark edersiniz. Yaptığınız şeyle gurur duyarsınız. Her lokmada biraz daha doyar biraz daha zevk alırsınız.

İşte hayatta, “başarı” ya da “mutluluğu” da bu metafor gibi algılamalı. Ancak doğru sıra ve zamanlama ile gelecek bir duygu durumu gibi düşünmeli mutluluğu. Yoksa Mcdonaldstan aldığınız bigmac yerkenki aldığınız haz ile 20 dakika sonra nasıl yaptım bunu diyerek pişman olup intihar etmek istemeniz arasında sıkışıp kalırsınız.

Bu yüzden hiçbir şey için acele etmeyin. Tadına vara vara yapın, tadına vara vara yiyin.

Afiyet olsun.

Leave a Reply