Kendini Gerçekleştirmek

Gerçekleştirmek” üzerine yazmaya başladığımda kelimenin kökünde “gerçek” kelimesinin olduğunu fark ettim. Bu da bana daha doğru bir çıkış noktası gibi geldi.

Gerçek; Hayatım boyunca itiraf etmekten korktuğum şeylerin özünde olan. Aslında var olan ama itiraf edilmeyen. Kimi sadece korkuları yüzünden kimi sadece ego idealine ters düştüğü için bu gerçekleri görmezden geliyor.

Bir üçüncü dünya ülkesinde yaşarken sınırların ötesindeki dünyayı dijital iletişim araçları sayesinde her gün içindeymiş gibi yaşayıp, kendini gerçekleştirme anına geldiğinde ise yine acı gerçeklerle karşılaşıyor insan.

Eğitimsiz, yüksek egolu, cahil, engelleyici, iğneleyici, sorunlu, hasta birçok sıfattaki insanla lokasyondan bağımsız aynı ofislerde çalışıyor, aynı apartmanlarda oturuyoruz. Onların önerileri ile borç alıyor, kredi kullanıyor, yatırım yapıyoruz. Hayatımızın tamamını — ne düşündüklerini bilmediğimiz zamanlarda bile — bu insanlarla paylaşıyoruz.

Küçük bir iyimserlik taşısak bile nerede yaşadığımızı unutuyoruz, kimlerle birlikte olduğumuzu. Aslında kim olduğumuzu. Dünyanın neresine gidersek gidelim bizimle gelecek bir lanet ve irin gibi içimizde taşıyoruz bu topraklarda yaşamış olmayı. Kimliğimizden kurtulup, taze yeni bir başlangıç yapma şansımız yokmuş gibi karamsar bir hava var hep.

Ben de böyle hissediyorum aslında. Her sabah bununla uyanıyor tüm gün bununla mücadele ediyor, biraz yeniyor ama sabahları yenilgiye uğramış olarak tekrar uyanıyorum.

Kendini gerçekleştirme duygusu aslında ego idealinden yola çıkan bir hayal durumu. Olmak istediğiniz insan için yeterli donanıma sahip olduğunuzu bilmeniz ile bu zemin şartlarını sağlayamayacak olduğunuzu bildiğiniz bir toplumda yaşama belası.

Enseyi karartma diyebilirsiniz ya da evet “kesinlikle böyle” de… Her iki durumda da umut en çok bel bağladığımız şey. Umut yoksa hiç bir şey yok. Bu kavrama felsefi bir bakış açısıyla bakarsak işimiz daha zor. Nietczsche’nin “umut en büyük düşmandır” sözüyle umutsuzluğa sürüklenmek de mümkün.

Kendini gerçekleştirmek idealine bakarken sizi işlevsiz kılan içi boş ve hareket etmenizi engelleyen umuttan bahsetmiyorum. Kastettiğim rasyonel zeminde işlevsel ve tetikleyici olan gerçekçi umut. İşte eğer bu yoksa hayat anlamsızlaşmaya başlıyor. Her sabah uyandığımda hissettiğim ile gün sonunda umutla yastığa kafamı koyduğum an arasındaki duygu değişimleri, beni sürekli aktif olmaya itiyor. Yoksa sabahki kafada kalsam vah ki ne vah!

Kendini gereçleştirmek teorisini ilk ortaya atan Maslow’dur. Maslow, kişilerin gereksinimleri kuramında bir piramit çizer ve kişiliğin doğru şartlarda oluşmasının her insanın içindeki gizli güçleri açığa çıkaracağından bahseder.

Ben kısaca bu piramitten bahsedip sizin Maslow’un kitaplarından yararlanmanızı isteyeceğim. Zira benim zavallı blog postum bunun için doğru mecra değil. Ayrıca hayat idealini blog postlarında arıyorsak zaten önemli bir sorunumuz var demektir.

Maslow’a göre insanın isteği ve ihtiyacı bitmez. Biri biterse diğeri başlar. Çok istediğiniz bir şeye kavuştuktan hemen sonra düştüğünüz kısa süreli boşluk ve yine hemen ardından gelen yeni bir istek bu yüzdendir.

Tabandan tepeye doğru sıralama şöyle

1: Fizyolojik ihtiyaçlar: Yemek, su gibi temel ihtiyaçlar.

2. Güvenlik: Bence barınma da buraya giriyor ama Maslow dış etkilerin tehlikesinden korunmak demiş.

3. Sosyal ihtiyaçlar: Sevgi, aitlik, kabul görme, sosyallik. Like!

4. Değer verilme / saygınlık: Başarı, statü, toplum tarafından kabul görme ve tanınma

5. Kendini Gerçekleştirme: Gelişim, ideal işi tam olarak yapıp sonuca ulaştırmak, tatmin ve yaratıcılık.

Görünen o ki zirvede kendini gerçekleştirme ihtiyacı en yoğun hayat tatmini sağlayan öğelerden oluşuyor.

Problem şu: Zirvedeki amaca ulaşmak için diğer 4 katmandakilere iyi kötü sahip olmak gerekiyor. Fakat sanırım zemin kattayız. Hepimizin kendi yolculuğunda biraz daha yolu var gibi…

Dolar 4.30 oldu yani üst katlar biraz pahalı.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Comments are closed