Farkındalık

İşte her şeyin başladığı, tam da farkına varılması gereken yer burası; farkındalık.

Farkında olmak” ne demek hiç düşündünüz mü? Her gün farkında olmadan yaptığımız şeyleri fark ederek bir yerden başlayabilirsiniz.

Her gün aynı yataktan kalkıyor, aynı aynaya bakıp yüzümüzü aynı lavaboda yıkıyoruz. Aynı yollardan, yine aynı biçimlerde yapacağımız işimize, yine aynı ofislere, iş yerlerine gidiyor ve yine aynı ücretlerle birbirine benzeyen ayları kovalıyoruz. Çoğu zaman “yaratıcı” denilen türden bir iş yapıyor olmamıza karşın insanın rutinler oluşturma ve onlara sadık kalma içgüdüsünden asla vazgeçmiyoruz.

Rutinler, bir yerde bizi hayatta tutuyor. Güven çemberimizi rutinlerimizden örüyoruz. Sayesinde ilişkilerimizi sağlıklı tutabiliyor, kiralarımızı ödüyor ve maaş zamlarımızı alabiliyoruz. Rutinin dışında kalanlara da ironik bir biçimde “yaratıcı” demeye devam ediyoruz. Oysa “yaratıcı” olarak tanımlanan o işi de, birçok rutin sayesinde yapabiliyoruz aslında. Rutin en büyük gücümüzken bunu en büyük umutsuzluğumuz olarak görüyoruz.

Hangi aralıkta yer alıyor bu farkındalık?

Süper egonun, kendinin kim olduğunu düşünmeye tenezzül edecek bir yapısı yok. Doğrusu bunu düşünmeye vakti de yok! Hemen hemen tüm kişisel gelişim kitapları kendimizin fakında olmayı öğütlüyor ve bizi harekete geçirmeyi uman cümlelerle kapaklarını süslüyorlar.

Tüm başarı hikayeleri bunun aksini söylüyorken biz, farkındalığımızın bu kadar görmezden gelindiği ve sadece rutinlerle hayatta kalacağımızı empoze eden topluluklarda yaşıyor ve muhtemelen böyle ölmeyi umuyoruz.

Sadece bir soru:

Şimdiye kadar neyi başardın? Başarı ne? Ölçülebilir mi?

Asıl başarı, her şeyin eşit derecede önemli olmadığı, dengeli bir hayat kurmak. İşte bunun için farkındalık gerekiyor.

En zayıf ve en güçlü yanlarınızı bilirseniz bilinçaltını bu yönde, güçlü yanlarınızı kullanmaya doğru beslemiş oluyorsunuz. Bilinçaltına dair yapılan akademik çalışmalar gösteriyor ki bilinç seviyesinde, doğru beslemelerle bilinçaltının doğru adımları atmasını sağlayabiliyoruz.

Richard Koch 80/20 kitabında neredeyse 120 yıllık bir ilke olan Pareto ilkesinden bahsediyor. Yaklaşık 70 yıl göz ardı edilen, önemsenmeyen ama ezoterik şekilde tüm büyük şirketlerin kullandığı çok büyük bir fikir.

Zayıf değil güçlü olduklarımızla başarırız. Sonuçların %80’i yaptıklarımızın %20’sinden kaynaklanır der bu ilke. Yani sonuçların çoğunun, sebeplerin azından ortaya çıktığını söylüyor. Tersinden bakacak olursak; yapmadıklarımızla, beklediğimiz sonuçların çoğunun hiç bir zaman gerçekleşmeyeceği anlamına gelir. Yani bu gün yapmaya başlarsanız yarının büyük sonucu için çalışmış olursunuz.

Farkındalık, ne olduğunuzla ilgilidir; neyi başarabileceğinizle değil! Ancak ne olduğunuzu bilirseniz sonuçları öngörebilirsiniz.

Güçlü yanınız ne?

Güçlü yanımızı bulmaya en yakın olduğumuz an mücadele etmekten bıktığımız andır. “Bu işlerden çok sıkıldım, köye yerleşeceğim” dedikten bir adım sonrasıdır…

Fakat işler burada biraz kızışıyor. Tepkisel davranışlar, konforlu yolu tercih etmek, düşük enerjili ve tatmin duygusundan uzak bir hayat… Kırılma anı burada gerçekleşmeli ya da en azından bunu beklemeliyiz. Tam da vazgeçtiğiniz anda, eğer olduğunuz yaşa kadar size zemin oluşturan tüm şartlar yerindeyse, bunu bir fırsat gibi göreceğiniz neredeyse kesin.

Aslında zaten böyleydiniz sadece farkında değildiniz. Hep daha iyisini hak ettiğinizi düşündünüz, bir gün birlerinin bunun farkına varacağını umdunuz, bir de baktınız ki 30’lu yaşları çoktan aşmışsınız. Hayatın tam ortasındayken sessiz ve derin bir şekilde bir panik atak durumu gerçekleşir: Kimse sizi fark etmedi!

İşaretler hep vardı ama hayatta kalma içgüdüsü yaratıcı değil çalışma (hayatta kalma) zihin yapısı bunu sürekli perdeliyordu. Oysa etrafınızda aslında hiç beğenmediğiniz ve sizce eleştirilecek sayısız özelliği olan o “başarılı”dan hiç bir eksiğiniz yoktu, hatta daha da iyiydiniz. Ama yine de olmadı! O sevimsiz adam mutlu bir hayat sürerken siz kredi kartlarınızın birikmiş borçlarının asgarisini ödemeye çalışıyorsunuz ya da o biri İtalya’da pizza storyleri atarken siz Migros’ta Ezine peynirin kilosu kaça ona bakıyorsunuz. Anlatabiliyor muyum?

Bugün başlayın

Bir şeye başlamanın en iyi zamanı şimdi’dir! Bugün bunları yazıyorum diye beni eleştirme içgüdünüze karşı koyun. Bunları yazabilmek ya da herhangi bir şeyi yapabilmek için hangi arka plana, hangi donanıma sahip olmam gerektiği ile ilgili endişelenmeyin çünkü artık önemsemiyorum ne düşündüğünüzü… Neyi yapıp neyi yapamayacağımla ilgili fikirlerinizi merak etmiyorum. Bugün eleştirmeyin! Bugün içinizde hep yapmak istediğiniz ama ne düşünürler diye merak ettiğiniz her ne varsa onu yapmak için yola çıkın.

Ufak ufak ilerleyin!..

— — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — —

Okuduğunuz için teşekkürler.

Leave a Reply