Dikkat Dikkat!

Başlığa, dikkatinizi çekmek için “dikkat” yazdım. Çünkü anlatacaklarım çok önemli.

Dikkat çekmek başlı başına bir kurgu ve enerji gerektiriyor. Dikkatinizi vermeniz de öyle.

Dikkat aslında sınırlı bir kaynak, onu tüketmek ise çok kolay.

Çoklu iş yapmak (multitasking) günümüzde bir beceri olarak görülüyor. Toplantılara koşturup, bir kaç şeyi gözden geçirip ardından bir işin çözümlenmesi için gerekli dikkatin verilmesi mümkün değil. Günümüzde yapılan akademik çalışmalar da bunu destekler nitelikte.

Yani teknik olarak araba kullanırken telefonla konuşabildiğinizi sanıyorsunuz. Oysa kaldırımda yürüyen ve birazdan yola atlama riski olan 7 yaşındaki mavi tişörtlü, elinde top olan çocuğu muhtemelen fark etmediniz bile. Böyle bir durumda hızlı tepki verip tehlikeden kaçınmak sandığınızdan daha zor. Çünkü beyin önce bir işi gerçekleştiriyor ardından diğerine geçiyor. Siz aynı anda yaptığınızı düşünseniz bile…

Günümüzün en hızlı bilgisayarları bile işlemleri aynı anda yaptığında işlem gücünü kaybediyor. Bir işten diğerine geçerkenki süre, özellikle anında tepki vermek gereken araba kullanmak gibi işlerde hayati önem taşıyor. El-göz koordinasyonu için mesaj okumak ekranda bir şeye bakmaktan bahsetmiyorum bile.

Aynı anda birçok işi yapabildiğini söyleyen ve bunu becerebildiği için övünen insanlar aslında hiçbir şey yapmıyorlar emin olun. Yarım yapılmış bir iş aslında yapılmamış bir iştir. Bir binanın temeli yapılmış ama bina henüz ortada yok. O yarım yapılmış bir bina değil yapılmamış bir binadır.

Peki ya Çalışırken?

Şimdi neler olduğuna bakalım.

Gün içinde dikkatinizi vermeden yaptığınız işleri bir düşünsenize. Aslında tüm gün boyunca yapmamız gereken işlerin birçoğunu dikkatimizi vermeden neredeyse otomatik olarak yapıyor ve iyi sonuçlar bekliyoruz ya da bizden bekleniyor.

Neredeyse tüm rutin işlerimizi, içine tam girmeden kenarından yapıyor ve tamamlıyoruz. Dramatize etmek istemem ama bir hipnoz hali gibi sadece programlı olduğumuz işi yapıyor gibiyiz.

Sabah kahvesi, biraz lak lak, sosyal medya, bir e-posta atalım öğle yemeği geldi bile. “Hadi ne yiyelim?”, ardından bir kahve keyfi daha, “bugünün işleri neydi?”, “hadi bunun üstüne bir konuşalım” 30–40 dakikalık kenardan bir çalışma ve gün bitti.

Aslında en değerli kaynak zaman. Geri döndürülemiyor ve asla satın alınamıyor. Yani verimsiz ve gelişiminize yatırmadığınız her birim zaman sizin cebinizden ve yatırımınızdan eksilen bir para gibi. Üstelik parayı piyangondan ya da mirastan toplu kazanma şansınız varken zamanı bu şekilde el etmenize imkan yok. Steve Job’un dediği gibi “mezarlıktaki en zengin adam olmak istemiyorum.”

O kim bilir zamanı nasıl da geri çevirmek isterdi, pankreas kanseriyle mücadele ederken.

Zamanınızın değerini bilin ve asla boşa harcanmasına veya harcamanıza izin vermeyin. Hayatınızın en değerli varlığını başkalarına çarçur ettirmeyin, öncelikle kendinizin! O kabloyu da aldığınız yere geri koyun!

Ortamlarda akıyoruz…

Mihaly Csikszentmihalyi’nin Flow (Akış) teorisinde; “bir işe kendinizi bırakır ve yaptığınız şeyle mevcut zamanı unutursanız akıştasınızdır ve en verimli olduğunuz bu andır “ diyor. En son ne zaman böyle bir an yaşadığınızı hatırlıyor musunuz?

Hangi işi yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğiniz bir an yaşadınız? Bu anları çoğaltmak sizin elinizde.

Birçok başarılı insan tutkuyla bağlı olduğu şeyi yaparken kendini kaybettiğini bilir. Başarılı olmak istiyorsanız akışta olmalısınız, yani tam içinde. Bu aslında heyecan verici, çünkü derinlerde mutluluk hissini de uyandırdığı kesin olan bir zihin durumu.

Çok enteresan; bu akış durumu, hem sevdiğiniz bir şeyi yaparken hem de ortalamanın üstünde bir problem varken meydana geliyor. Yani yeteneklerinizin çözümleyebileceği işleri yaparken kendiliğinden oluşan bir durum.

Aniden masadan kalkmak, bir kahve almak, biraz sağda solda takılmak, bir şeyler atıştırmak gibi dürtüleriniz varsa muhtemelen birazdan sevdiğiniz bir şey yapmayacaksınız ya da yetenek ve becerilerinizi aşan bir işle uğraşacaksınız ve beyniniz bunu ertelemek için elinden geleni yapıyor demektir.

Oysa akışta bir rahatlama yaşarsınız, yeteneklerinize ihtiyaç yoktur her şey kendiliğinden olur, zaman ve mekandan bağımsız bir varolma durumuna geçersiniz. Yapmak istediğiniz şey kendiliğinden gerçekleşiyormuş hissi yaşarsınız. Tamamladığınızda ise harika bir tatmin duygusu yakalarsınız. Sevdiği işleri yapan insanların başarıları da tam olarak buradan gelir. Yapmak için sevdiğiniz bir iş bulun ya da yaptığınız işin sevilecek taraflarını keşfedin.

Gerçek Odaklanma

Buradan yola çıkarsak, odaklanmak gerekliliği gün gibi açık. Bunun için bir takım metodolojiler geliştirmek ve bunları kendinize en uygun şekilde uygulamaya başlamak gerekiyor.

Cal Newport Pürdikkat kitabında da odaklanılmış bir hayat yaşamak için bir çok teknikten bahsediyor. Bu kitaba mutlaka göz atmalısınız. Ben de burada edindiğim bir kaç teknikten bahsedeceğim.

Pratik Yöntemler;

Ben pratik bir yöntem uyguluyorum; 90 dakikalık setler halinde çalışmak. Hepsi bu. Bu 90 dakika içinde kimseyle kanamalı bir yarası yoksa konuşmuyor ve iletişim kurmuyorum.

Bu süre içerisinde e-postaları kontrol etme içgüdüsüne karşı koymalı, masadan kalmak için zihnin oyunlarına yenilmemeli ve masanıza sizinle konuşmak için gelenleri nazikçe itmelisiniz.

Hatta bu yöntemi denemeden önce çalışma arkadaşlarınıza belki de kısa bir bilgilendirme e-postası atabilirsiniz, bu daha sağlıklı. Yine de değişikliğe ayak uydurmakta zorlanan insanlar sürekli sizi bölmeye çalışacaktır. Unutmayın yeteri kadar kararlı olursanız takipçiniz olurlar. Onlara işe yaradığını göstermelisiniz. Yalnızca sizin değişiklik yapmanız yeterli olmuyor çoğu durumda, ama değişikliğe başlamak için doğru yer kendinizsiniz her zaman.

Çünkü mesainize kendiniz karar vermeli ve yönetmelisiniz. Sizi, işinizden 15 dk. alıkoyan birisi, sizin mesainizi yönetiyor demektir ki bu tam da bu yazının konusu. Çalıştığınız ve mola verdiğiniz zamanlara kendiniz karar verin. 90 dakikalık bir çalışma bloku ardından ben 30 dakikalık diğer işler ve rahatlama arası veriyorum.

Bunun ilk 15 dakikasında rutin ve odaklanma gerektirmeyen diğer işler için ekip arkadaşlarımla ayaküstü kısa toplantılar yapıyorum. Diğer 15 dakikada gerçek bir mola veriyorum. Bir kahve ya da derin bir temiz hava almak için dışarı çıkıyorum.

Mesai bitiminde ise gün içinde yapacağım işleri tamamlamış ve bir daha e-postalarımı kontrol etmemek üzere bilgisayarımı kapatıyorum. Bu noktada Cal Newport beynin o günü bitirmesine yardımcı olmak için bir ritüel geliştirmeyi tavsiye ediyor. Birazdan bahsedeceğim.

Önemli olan ne?

Pareto ilkesi yani 80/20 kuralı der ki sonuçların çoğu sebeplerin azından meydana gelir. Bu kuralı ofis için günlük işlerimizi değerlendirmeye oranlayacak olursak işlerimizin %80’inin önemli ve mutlaka yapılmaya değer olan kısmı %20’sidir. Richard Koch 80/20 kitabında tüm yönleriyle bu ilkeyi anlatıyor.

Yani gün içinde yaptığınız işlerin büyük çoğunluğu yapmasanız da olur işlerdir. Sabahları listenize göz attığınızda o gün mutlaka yapılması gereken en önemli bir ya da iki işiniz vardır.

Bunun ayrımına vardığınızda işleri planlamak ve akışta olmak, gereken işi belirlemek ve ona uygun zamanı atamak daha kolay olur. Akışta çalışmak istediğiniz iş için zihninizi hazırlayabilir, kulaklığınızı takıp kesintisiz çalışmak için kendinize seans oluşturabilirsiniz.

Odaklı dikkatin çabuk tükenen sınırlı bir kaynak olduğunu söylemiştim. Birçok araştırma dikkatin henüz diri olduğu sabah saatlerinin önemli kararlar, akışta çalışmak ve yaratıcılık isteyen toplantılar için en uygun zaman olduğunu söylüyor.

Bunlarla ilgili daha detaylı araştırma yapmanızı isterim. Çünkü insan beyni ancak bilinç seviyesinde bilinçaltını kodlayabiliyor. Yani bilinç seviyesinde, inandığınız bir olgu için, sizin kontrolünüzün olmadığı bilinçaltı seviyesini beslemesini ve yönlendirmesini sağlayabilirsiniz.

Pışşşt notifikeyşın

İşte bu konu biraz çetrefilli. Tüm gün boyunca ortalama 2000 reklama maruz kalıyoruz ve bu da yetmezmiş gibi tüm dünyayı takip etmeye çalışıyoruz. Herkes bizim dikkatimizi çelmeye çalışıyor. Markalar, eş dost, hatta en yakınlarımız annemiz babamız… Sosyal medyada paylaştıkları bir şeyi geç görmek… Aman ha! Görmemek gibi bir lüksümüz zaten yok. Arkadaşlar ne yapıyor, ne yiyorlar, nerede geziyorlar, yeni arabaları… Bitmek bilmeyen bir bilgi kirliliği ve gereksizlikler bombardımanı.

Telefonunuzun bilgilendirmelerini hemen kapatın. O whatsapp mesajına hemen cevap vermesiniz de olur, hiç bir e-posta anında yanıtlanmak zorunda değildir. Ya da arkadaşınızın instagram fotosuna beğeniyi geç atsanız da olur. Bilgisayarınızın yanında sürekli ses çıkaran, ışık saçan bir cihaz o an yapmaya çalıştığınız şeyi sürekli bölmekten ve sabote etmekten başka bir işe yaramaz. Üstelik sadece bölündüğünüzü düşüyorsunuz. Oysa yapacağınız işin yalnızca birim zamandaki kaybını değil kalitesini de etkilemiş oluyorsunuz.

Verimlilik

Gün içindeki zamanı verimli geçirdiğinizde hayat kalitenizin arttığını göreceksiniz. Bir değer yaratmanın olumlu sonuçlarını akşam evinize gittiğinizde pozitif duygularla kutlayacaksınız.

İş ve özel hayatı ikiye bölmek hatta farklı oranlarda 3’e, 4’e bölebiliyorum artık. Akşamları yorgun argın zihnim bir sürü saçmalıklarla dolu, çözümlenmemiş tonla problem ve bir sonraki günü bile planlayamadığım zamanlar geçirdim.

Yalnızca çalışma zihin yapısında olduğum, düzenli bir işçi gibi sadece durumları kurtarmak ve hayatta kalmak için iş gücümü verdiğim zamanlar… Oysa çalışma zihin yapısından yaratıcı zihne geçiş sandığınızdan çok daha kolay.

Verimliliğinizi arttırdığınızda, hayatınızı iş ve özel hayat diye keskin bir şekilde bölebiliyor ve beyninizin mutluluk üstüne biyokimyasal salgılarına fırsat sağlamış oluyorsunuz.

Yani özetle aslında “mutlu” olmaya başlıyorsunuz. Günün büyük bir kısmını işyerlerinde boş geçiren beyaz yakalıları veya amacı bilgisayar başında daha az çalışmak olan insanları anlayamıyorum. Nasıl, bir insan daha az üretmek için bir motivasyona sahip olabilir ki? Bunun katkısı nedir? Ya götürdükleri?

Pratik özet:

– Odaklanmak üzerine kısa bir süre düşünün. Neyi nasıl yaptığınızı aslında biliyorsunuz. Neleri düzeltebileceğinizi inceleyin.

– Bir ay boyunca bunları deneyin. Sonuç alamazsanız eski hayatınıza geri dönün.

– Telefonunuzdaki bilgilendirmeleri kaldırın. Hemen şimdi!

– Akışta olmanız gereken işleri sabah saatlerine denk getirmeye çalışın. En verimli ve odaklı çalışabileceğiniz zamanlar sabah saatleridir.

– Günlük rutin işleriniz için bir plan yapın. Öğleden sonra bu tip işler için en uygun zamanlardır.

– Mesainizin bitimine yarım saat kala tüm maillerinizi okuyup tüm cevapları vermeye çalışın. Ertesi günün planını hazırlayın.

– Bir günü bitirme ritüeliniz olsun. Benimki “bugün artık bitti” demek. Bunu söyledikten sonra bilgisayarınızı kapatın ve artık maillere bakmayın.

– Hafta sonları maillerinize bakmak gibi bir hata yapmayın. Okumayı düşünmediğiniz halde cumartesi sabah 11’de okuduğunuz bir e-posta, tüm hafta sonunuzun berbat geçmesine neden olabilir. Tanıdık mı geldi?

Çevrimdışı kalın: Her ne kadar tüm hayatımızı internet odaklı yürütüyor olsak da özellikle akışta olmak gereken zamanlarda çevrimdışı olmak sizi dünyadan soyutlar ve odaklanmanız gereken işe kendinizi tam anlamıyla vermenizi sağlar.

Her güne, hayatınızda daha iyisini yapabileceğinizi bilerek başlayın. Bunlar büyük radikal değişiklikler olmak zorunda değil.

Küçük değişiklikler büyük sonuçları doğurur, siz de küçük küçük başlayın.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Podcast| Youtube | Slack | Facebook | Twitter | Instagram | Kodcular

Leave a Reply